1. Tanım ve Hukuki Taban
İzale-i şüyû, paylı veya elbirliği mülkiyete tabi taşınır ya da taşınmaz mallardaki birlikte mülkiyetin sona erdirilerek bireysel mülkiyete geçilmesini sağlayan, yenilik doğurucu bir davadır. Hukuki temelini Türk Medeni Kanunu'nun 698 ve 699. maddeleri oluşturur. Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca Sulh Hukuk Mahkemelerinde görülür.
2. Terditli Talep Zorunluluğu
Dilekçede, "öncelikle aynen taksim, bu mümkün olmadığı takdirde satış suretiyle ortaklığın giderilmesi" talep edilmelidir. Bu talep, mahkemenin TMK m. 699 kapsamında değerlendirme yapabilmesini sağlar. Sadece satış suretiyle ortaklığın giderilmesinin talep edildiği durumlarda davanın reddedilme ihtimali doğmaktadır.
3. Davacı ve Davalı Taraflar
4. Yetki ve Usul
5. Ortaklığın Giderilme Yöntemleri
6. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Yargıtay Kararları
7. Muhdesat Aidiyetinin Tespiti Davası ile İlişki
Ortaklığın giderilmesi davası sırasında, taşınmaz üzerinde muris ya da paydaşlar tarafından inşa edilmiş yapı, ağaç, kuyu gibi muhdesatların (üst yapılar) kime ait olduğunun belirlenmesi önem arz eder. Bu husus, özellikle satış yoluyla izale-i şüyû yapılacaksa, muhdesat bedelinin doğru hesaplanabilmesi açısından kritiktir.
Muhdesat aidiyetinin tespiti davası, uygulamada genellikle izale-i şüyû davası sırasında açılır. Bu davada Asliye Hukuk Mahkemesi taşınmaz üzerindeki muhdesatın hangi paydaşa ait olduğunu tespit eder. Bu tespit, satış bedelinden öncelikli olarak kime ne kadar pay verileceğini belirlemek açısından bağlayıcıdır.
Yargıtay 14. HD 2017/1557 E., 2019/5637 K. sayılı kararında, "Muhdesatın tespiti yapılmaksızın yapılan satış işlemi eksik incelemeye dayalıdır" gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. Dolayısıyla muhdesatın aidiyetinin açıkça belirlenmemesi, izale-i şüyû kararının uygulanmasında hukuki sorunlara yol açabilmektedir.
8. Sonuç ve Tavsiyeler
Ortaklığın giderilmesi davası, mülkiyetin nitelendirilmesi, hissedarlar arasındaki ilişkiler ve özel hukuk kuralları açısından dikkatle yürütülmesi gereken bir davadır. Hatalı taraf göstermeler, usul eksiklikleri veya şartların tam değerlendirilmemesi durumunda uzun süreçli uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Muhdesat aidiyeti gibi özel durumların dikkate alınmaması da dava sürecini sakatlar nitelikte sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle uzman avukatlardan destek alınması, hem zaman hem de ekonomik kaybın önüne geçecektir.